Ahmet ULUÇAY

Tunçbilek'teki Yıllarım

İnsan; hayatı boyunca kâh mutlu eden, kâh mutsuz eden beklenmedik hadiselerle karşılaşır. Öngörülmeyen haberler alır. Bu gayet normal bir yaşam döngüsü.

 

Çocukluk yıllarımın geçtiği ve her fırsat buldukça düşüncelere dalarak, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp geçen günlere özlem duyarım.

 

Günümüz teknolojisinin sağladığı olanaklar sayesinde dünya sanki ellerimizin arasında.

 

Çocukluğumun geçtiği Tunçbilek Madenciler mahallesinde şehirler arası konuşma için lokale gidip, telefon yazdırdığımızı ve kaç saat sonra telefon konuşması yapabildiğimizi hatırlıyorum.

 

Bugün 4 Eylül 2021 Cumartesi, hiç beklemediğim, tabiri caizse aklımın uçundan bile geçmeyen ve fakat beni çok heyecanlandıran bir gelişme oldu bugün! Diyebilirim ki hayatım boyunca yaşadığım çok özel ve güzel günlerden biri.

 

     Çok özel ve güzel günlerden biri; çünkü çocukluk ve gençlik yıllarıma döndüm birdenbire. Buna vesile olan ise her an bizimle beraber olan ve nerede ise onsuz yapamadığımız iletişim cihazı, akıllı telefon ile yapılan facebook paylaşımı. Her şeyi bu cihaz sayesinde elde edebiliyor, iletişime geçebiliyoruz.

 

     Telefonuma gelen mesaj ile yıllar öncesine gittim. Hemen unutmadan söylemek istiyorum ki bu mesajı yazan kişiye gönülden teşekkürlerimi gönderiyorum. Ne iyi yapmış böyle bir paylaşımı facebooka yazıp taşımakla. Allah ondan razı olsun.

 

      Mesaj ile bir anda Tunçbilek Maden İlkokulu, Tunçbilek Ortaokul ve Tunçbilek Lise eğitimimi tamamladığım müthiş yıllara döndüm ve -fakat şimdi yerinde “maalesef” yeller esen- o güzelim mahallemize…

 

     Madenciler Mahallesi’nde çocukluğumu doya doya yaşadım, Tunçbilek Maden İlkokulu öğrencisi olarak eğitim aldığım birbirinden değerli öğretmenlerimin sayesinde hayatı öğrenmeye başladığım en güzel yıllarım. Mahalle ve sınıf arkadaşlarım ile güle oynaya geçen o güzel günler, haftalar, aylar ve yıllar...

 

     Tunçbilek Ortaokulu ormanın içinde sevimli mi sevimli bir okul idi. Hocalarımız ise ilkokul hocalarım gibi iyi eğitim almış, branşlarında kuvvetli ve öğretmenliği belleklerine nakşetmiş, milleti ve Atatürk Gençliği için gecesini gündüzüne katan aydın insanlardı. Okul müdürümüz erkek öğretmendi ve biz öğrencileri kendisini hem çok severdik, aynı zamanda da hem de çok korkar ve çekinirdik. Dedim ya gecesini gündüzüne katan öğretmenlerimizin başında gelirdi.

 

    Arkadaşlarımla bazı geceler Madenciler Mahallesindeki lokale ve bazen de 1.Numara denilen semtteki lokale gider, eğlenir, vakit geçirirdik. Bazen de yine geceleri Köprübaşı Mahallesindeki sinemaya, bazen de Tavşanlı’daki sinemalara giderdik. Tam havamızı bulduğumuz dakikalarda veya perde aralarında tedirgin olurduk. Ödümüz patlardı çünkü müdürümüz birdenbire karşımıza çıkıverirdi. Ad, soyad ve numaramızı alır yanımızdan iyi eğlenceler diyerek ayrılırdı. Ben ve arkadaşlarım “Gece Kuşları” adıyla nam salmıştık. Karnelerimizde davranış notumuz negatif olmuştu ve fakat arkadaş camiasında ise karizmamız ne hikmetse artmıştı!.

 

     Tunçbilek Ortaokulunu bitirdikten sonra lise eğitimi için Tavşanlı’da bulunan Atatürk Lisesi’ne kaydımı yaptırdık; zira Tunçbilek’te henüz lise mevcut değildi. Atatürk Lisesi’nde bir ve ikinci sınıfı okuduktan sonra Tunçbilek’te lisenin açılması ile buradan ayrıldım ve son sınıfı Tunçbilek Lisesi’nde tamamladım.

 

Kâh Tavşanlı Atatürk Lisesi, kâh Tunçbilek Lisesi’nde hafta başı ve sonları yapılan törenlerde İstiklâl Marşı yönetimi için müdürümüz veya hocam tarafından birçok defa görevlendirilmiş olmanın hazzını ve gururunu yaşıyorum..

 

      Tunçbilek Lisesi öğrencisi olarak müdürümüz Sayın Çetin Arslançelik Hocam ile yıllar sonra “bugün” yaptığım telefon görüşmesi için Allah’ıma şükrediyorum.

 

      Tunçbilek Lisesi Müdürü, Sayın Çetin Arslançelik Hocam’a bu vesile ile sonsuz minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

 

      Sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice güzel günleri ailesi, dost ve sevenleri ile yaşamasını diliyor ve bu yönde dua ediyorum.

 

      Not: Sonsuz saygı ve sevgilerimi sunar, ellerinizden öperim değerli hocam.

 

                                                                                          

 

 Öğrenciniz 175 Nolu,

 

 Madenciler Mahallesi 3 ve 5 Nolu Sokak Sakinlerinden Yeraltı Maden Başçavuşu Rahmetli Şerif Ali Gezer oğlu

 

                                                                                                     Dr. Öğr. Üyesi. Mehmet Gezer.

NUTUK


2020 Tokyo Olimpiyat Oyunlarından Bayan A milli voleybol takımımız 
"FİLENİN SULTANLARI"  bugün (31 Temmuz 2021) Arjantin ile oynadıkları maçı;
23-25, 20-25, 18-25 lik sonuçlarla  3-0 kazandı.
Bu sonuçla Türkiye olarak; A Milli Bayan voleybol takımı tarihinde ilk kez gruplardan çıkmayı başardı.
Darısı Rusya ile Pazartesi günü Türkiye Saati ile 08.20 de yapılacak maça inşallah. Haydi takım oyunlarındaki gururumuz "FİLENİN SULTANLARI"

                                                                                                      AYAK DÎVANI

16 temmuz 2021

Türk müziği uzmanı, tarihçi ve yazar Yılmaz Öztuna(20 eylül 1930 – 09 şubat 2012).

Ülkemizde, ilk defa “Türk Müziği” adı ile İstanbul’da kurulan ve 1975-1976 Akademik Yılı’nda Türk Musıkîsi Devlet Konservatuvarı adı ile eğitim-öğretime başlayan kurumda öğretim üyesi, Türk müziği uzmanı, tarihçi ve yazar merhum Yılmaz Öztuna (20 Eylül 1930 - 9 Şubat 2012) Temel Bilimler Bölümü’nde “Türk Müziği Tarihi” Dersini verdi. Değerli Yılmaz Öztuna Hocamı saygı ile yad ediyorum. Allah ruhunu şad, mekanını cennet eylesin inşallah.

“Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi” adlı 12 ciltten oluşan tarih-kültür konulu dizi çalışmasının; XVII. Asır’a vurgu yaptığı 8.cilt sayfa 103 de söz konusu ettiği bir ibare günümüz Türkiye’sini yüzyıllar öncesine davet ettiğini ve yönetim anlamında birçok derslerin alınması gerekliliğini vurgulamasını dikkatlerinize sunarım.

Nedir bu ibare derseniz?

“Ayak dîvanî”.

Ayak dîvanî

Türk Dünyası’nda İslâm dininden önce var olan bir müesseseydi. Hakan’ın tab’ası olan her Türk, tek başına veya toplu halde, vatandaşın yüksek menfaatlerini ve devletin haysiyetini ihlâl eden meselelerde, hakana şahsen şikâyette bulunmak hakkına haizdi.

Günümüzden yaklaşık 400 ila 420 yıl önce söz konusu edilen;

“ her Türk’ün, tek başına veya toplu halde vatandaş-vatandaşların yüksek menfaatlerini ve devletin haysiyetini ihlâl eden meselelerde, hakana şahsen şikâyette bulunma hakkına haiz” olması günümüz Türkiye’sinde her vatandaş veya guruba oldukça uzak.

Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili kurumların çalışmalarının rafa kaldırılması aynı zamanda insan haklarına vurulan bir darbe ve zulüm.

21.yüzyılda; çağdaş ve uygar normlardan çok uzaklarda olan günümüz Türkiye’sinin içinde bulunduğu bu vahim durumundan çıkabilmesi için “yönetici kadrolarından bulunanların” hiç zaman kaybetmeden merhum Yılmaz Öztuna Hocamız’ın söz konusu eserini okumaları tavsiye edilir.

Cuma, 13 Ağustos 2021


                                            TOPLUMSAL PSİKOLOJİ – RİTİM

 

Bireylerde olduğu gibi, kitlelerin ve toplumların psikolojik özellikleri ve bilinçaltı vardır. İnsan psikolojisinde olduğu gibi toplum psikolojinin ve bilinçaltının şekillendirilmesi, çevresel ve sosyal alanlarda oluşan çeşitli faktörlerin etkisiyle inşa edilir.

Toplumsal gelenek-örf-adet ve değerler; toplumun iradesine ve yapılmasına uygun olan olgulardan oluşur.

Bireylerin olduğu gibi toplumlarında sağduyusu vardır. Sağduyu; birey ve toplum arzularının, hırslarının olumsuz anlamda oluşumunda frenleyici bir görev üstlenir.

Sağduyu; aynı zamanda birey ve toplumu; günah – kınama – ayıplama -dışlama duygularıyla cezalandırarak birey ve toplumu disipline eder.

Ritim insanın doğumundan itibaren kalp atışı ve nefes alıp vermesiyle başlar. Diğer bir ifade ile ritmin olduğu yerde hayat vardır. Çünkü kâinatta her şey bir düzen içerisinde hareket eder ve evrenin hareketi ritimdir. 

Ülkemizde gün geçmiyor ki birey ve toplum üzerinde etki yapan olumsuzluklar cereyan etmesin.

Yangınlar, seller, fırtınalar derken şimdi de mülteci sorunu ile karşı karşıyayız. Bütün bu yaşanmışlıklardan sonra birey ve millet olarak nasıl güçlü olabiliriz?

Sözün özü kısaca şu değerli okuyucu!!!

Aziz Türk Milleti’nin bir ferdi olarak şu gerçeğe dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Kurtuluş Savaşı öncesi olduğu gibi bugün de Türk Milleti olarak; üzerimize oynanan siyasi, ekonomik, kültürel, eğitimsel ve sosyal alanlardaki olumsuzluklardan kurtulabilmek için birey ve milletimiz olarak sağlıklı olmak durumundayız.

Sağlıklı birey ve Türk Milleti olarak ruhsal anlamda güçlü olmak ancak ve ancak;

Sağlık + ritim + disiplin + başarı + özgüven + saygı + sevgi + huzur + mutluluk + iletişim + sosyal yaşam +…

SAĞLIK=RİTİM    gerçeğini belleklerimize birey ve toplum olarak nakşetmekle mümkündür.


“BİR ULUS SIMSIKI BİRBİRİNE BAĞLI OLMAYI BİLDİKÇE YERYÜZÜNDE ONU DAĞITABİLECEK BİR GÜÇ DÜŞÜNÜLEMEZ”. G.M.K. ATATÜRK                                            

                                                                                                                        13 Ağustos.2021

Lütfen aplikasyonu görmeyi ihmal etmeyiniz.

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak | Eski Türk Filmi Tek Parça - YouTube

Ahmet Uluçay İntihar Ederdim - YouTube

Ahmet ULUÇAY – Yönetmen ve Senarist (D. 2 Aralık 1954 / Ö. 30 Aralık 2009)

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi Tepecik Köyü’nde 2 Aralık 1954 tarihinde doğan Ahmet Uluçay; ilkokul eğitiminden sonra çobanlık, inşaat işçiliği, hamallık, şoförlük gibi çeşitli işlerde çalıştı.

Gezici bir filim şirketinin Tepecik Köyü’ne gelmesi ile 12 yaşında ilk kez sinemayla tanışan Ahmet Uluçay arkadaşı İsmail Mutlu ile sinema makinası yapar ve diğer Şerif Akarsu isimli arkadaşının aralarına katılmasıyla “Tepecik Köyü Arkadaş Sinema Grubu”nu oluşturur.

Zor şartlar altında çalışmalarını sürdürürken edebiyata olan ilgisi kendisini yerel bir gazetede yazarlık yapmasını sağladı. 1978 yılında kendi imkanları ile tek sayı bir edebiyat dergisi çıkaran Uluçay; ömrünü köyünde geçirdi. “Şair Ahmet” olarak anıldı.

İlk kısa sinema çalışması olan “Optik Düşler”i 1993 te çeken senarist ve yönetmen Uluçay;

Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak,
Bizim Köyün Orta Yeri Sinema,
Minyatür Kosmos’da Rüya,
İnci Deniz Dibinde,
Epilectic Filim,
Exorcise,
Kaza

Adlı çalışmaları ile ödüller kazandı.

2002 yılında ilk uzun metrajlı ”Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” adlı filmi ile 26 Kasım 2004 tarihinde izleyiciyle buluştu ve ödüller aldı:

 İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Filim Festivali’nde - En İyi Filim Ödülü,

San Sebastian Uluslararası Flim Festivali’nde – Jüri Özel Ödülü,

Sinema Yazarları Derneği Türk Sineması Ödülleri’nde – En İyi Filim, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo Ödülü,

7. Ankara Uluslararası Filim Festivali’nde – En İyi Filim, En İyi Kurgu Ödülü,

Karadeniz Filim Festivali’nde – En İyi Yönetmen, En İyi İlk Filim Ödülü

Aldığı ödüller ile bir anda Türk Sinema Dünyası’nda dikkatleri üzerine çeken ünlü yönetmen ve senarist kendisine söylenen “köylü yönetmen” sıfatına karşın kendini “Ben köylü yönetmen değilim, köyde yaşayan bir yönetmenim” diyerek tanıyan Ahmet Uluçay; 2007 yılında çekimlerine başladığı “Bozkırda Deniz Kabuğu” filmine sağlığı izin vermedi ve beyin tümörü teşhisiyle tedavi altında iken zatürreye yakalanan ünlü yönetmen ve senarist Ahmet Uluçay; 30 Kasım 2009 tarihinde vefat etti.

Memleketim, Kütahya’da bulunan T.C. Dumlupınar Üniversitesi’nin Eğitim Fakültesi ve Güzel Sanatlar Fakültesi akademik kadrosunda iken Üniversite Radyosunda;

- “İçimizden Biri”,

- “Müziğimize Yön Verenler”

adlı canlı program yapıyordum. Ünlü yönetmen ve senarist rahmetli Ahmet Uluçay kardeşimi “İçimizden Biri” adlı programda misafir etmek istedim. Telefonla kendisini aradım;

mutlu olduğunu söyledi, teşekkürlerini bildirdi, çok gelmek istediğini ve fakat yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle program düşüncemizi ileri bir tarihe atmamızın uygunluğu konusunda mutabık kalarak konuşmamızı sonlandırdık.

Ünlü yönetmen ve senarist Ahmet Uluçay kardeşimi saygı ve minnetle yad ediyorum.

Allah; ruhunu şad, mekanını Cennet eylesin inşallah.

                                                                                                                                          30 Temmuz 2021 Cuma

             TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDE BAYRAK VE NÜFUS CÜZDANI “KİMLİK KARTI” HAKKINDA;

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; yakında vatandaşına yeni kimlik kartı verecek, İç İşleri Bakanı’nın söylediğine göre çok avantajlı ve cipli olacak!

Yakında elimize alacağımız kimlik kartları ile ilgili düşüncelerimi yazmadan önce, günümüze kadar olan zaman dilimindeki gelişmeler ışığında bayrağımız ve nüfus cüzdanı” Kimlik Kartı” hakkında bilgi vermek istiyorum.

BAYRAK

Alem kelimesi ile eş anlamlı olan bayrak, bir milleti temsil eder, milletin varlığının ve bağımsızlığının sembolüdür.

Bayrak milletin şerefi ve namusudur ve bu anlamda bayrağa önce saygı duymak, saygı duyulmasını sağlamak, haysiyetini ve yüceliğini korumak gerekir.

Türk Milleti’nin bayrağı; uğrunda canlarını seve seve feda eden atalarımızın hatırasını ve kahramanlığını hatırlatır. Milletimizin vatan ve istiklal uğrunda verdiği büyük mücadeleyi dile getirir. 1. Kosova Savaşı’nda; şehit olan askerlerimizin asil kanının bir çukur oluşturması ve aynı gece hilâl ve yıldızın bu kan gölüne yansıması ile bayrağımızın oluşumuna ışık tutması. Türk Milleti olarak tüylerimizi ürperten bir realite.

Bayrağımızdaki KIRMIZI RENK; Kurtuluş Savaşı sırasında vatanımız için şehit olan askerlerimizin asil kanını ve milli mücadeleyi, HİLÂL ve YILDIZ ise özgürlüğümüzü temsil eder…

Türk bayrağımız ilk kez Türk Osmanlı İmparatorluğunun 31. padişahı olan Abdülmecit’in tahtta olduğu dönemde tasarlanmıştır. 29 Mayıs 1936 tarihinde ise resmi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bayrağı ilan edilmiştir.

1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasa BİRİNCİ KISIM Genel Esaslar Bölümü,

MADDE 3. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Milli marşı ”İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

  Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Türk Bayrağı Kanunu’nun yayımladığı;

Kanun Numarası : 2893

Kabul Tarihi         : 22/9/1983

Yayımlandığı R. Gazete: Tarih: 24/9/1983

                                   Sayı: 18171


 

NÜFUS CÜZDANI

Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı;

sahibinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu ve nüfus kütüklerinde kaydı bulunduğunu kanıtlayan resmî kimlik belgesidir.

Nüfus cüzdanları, günümüze kadar 6 kez değiştirildi. Türk Osmanlı İmparatorluğu II.Abdülhamit  döneminde, Dahiliye Nezâreti’ne  bağlı olarak nüfus işlerini yürüten Sicilli Nüfus İdare-i Umumiyesi’nin düzenlediği ve ilk kez nüfus cüzdanı olarak kabul edilen resmî belge 1882 yılında düzenlendi. (Halk arasında kafa kâğıdı, kafa koçanı, nüfus kağıdı, nüfus tezkeresi gibi adlarla anıldı).

“Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye Tezkiresi” adıyla düzenlenen bu ilk nüfus belgesi, 24x34 santim ebadında ve tek yaprak çizgili kağıda Osmanlıca yazılı olarak hazırlandı.

1905 yılında yapılan ilk nüfus sayımından sonra nüfus kütükleri düzenlenmiştir. İkinci Meşrutiyetle beraber yeniden açılan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nın 1914 yılında çıkarttığı Sicilli Nüfus Kanunu’yla da tüm Osmanlı vatandaşlarına Hüviyet Cüzdanı adlı, mühürlü, üzerinde padişah tuğrası ve ay yıldız basılı kimlik belgeleri verilmesi ön görülmüştür.

Sicilli Nüfus Kanunu, cumhuriyet döneminde de 49 yıl boyunca yürürlükte kalmış, 1927 yılında Umumi Nüfus Tahriri adıyla cumhuriyet tarihinin ilk nüfus sayımı yapılmış; bir yıl sonra da otuz iki sayfalık defter biçimli, Arap harfleriyle yazılmış, ilk sayfasında yukarı bakan ay yıldız basılı hüviyet cüzdanlarının dağıtımına başlanmıştır.

Latin harflerinin kabulünün ardından, adları T.C. Nüfus Hüviyet Cüzdanı olarak değiştirilen kimlikler yeni alfabe kullanılarak tekrar düzenlenmiş; 1934 yılında Soyadı Kanunu’nun kabulüyle cüzdanlara soyadları da eklenmiştir. 1963 yılına gelindiğindeyse nüfus cüzdanları değerli kâğıt sayılmaya başlanarak basımında, dağıtımında, bedellerinin tespiti ve tahsilinde Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. (2)

1972 yılında çıkarılan Nüfus Kanunu ile kimlik belgelerinin ismindeki hüviyet kelimesi çıkarılarak (3)

Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı adlı yeni kimlikler düzenlenmiş; 1991 yılına kadar resmî işlemlerde geçerliliğini korumuştur. (7)

1 Haziran 1976 tarihinde yürürlüğe giren nüfus cüzdanı; kadınlar için pembe erkekler için mavi renkli, tek yapraklı olarak tekrar düzenlenmiştir. (11)

2007 tarihli Başbakanlık Genelgesi kapsamında, TÜBİTAK tarafından geliştirilecek, yongalı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı projesinin çalışmalarına başlanmıştır. Pilot bölge seçilen Bolu il merkezinde, 2008 Eylül’ünden 2010 Kasım’ına kadar vatandaşlar tarafından kullanılarak denenmiştir.  

2016 yılı yurt genelinde mevcut T.C. Nüfus Cüzdanları yerine yeni T.C. Kimlik Kartlarının kullanıma sunulması planlanmıştır. (6) Bu planı hayata geçirmek için mevzuatta da düzenlemelere gidilmiş; 2016 yılında yapılan bir kanun değişikliğiyle  Nüfus Hizmetleri Kanunu’ndaki nüfus cüzdanı ifadesi çıkartılarak yerine kimlik kartı ifadesi getirilmiştir.(7)

2 Ocak 2017 tarihinden itibaren eski nüfus cüzdanları değiştirilerek üzerinde çip ve biyometrik veriler bulunan kimlik kartına geçiş yapılmıştır. Kart, İçişleri Bakanlığının, tüm Türk vatandaşlarına verdiği ve AB’nde kullanılanların benzeri bir kimlik kartıdır. 

 16 Nisan 2017 tarihinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için” yapılan referandumla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla uygulanmaya başlanan başkanlık tipi hükümet sistemi ile yapılan değişiklik ile hükümet, eski nüfus cüzdanlarının geçerlilik süresini 2023’e kadar uzattı. (8)

2017 yılında ise tamamen dijital hale getirilen üzerinde çip ve biyometrik veriler bulunan Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı kullanılmaya başlanmıştır. (5)

Kurşuni renkli cilt kapağında, o dönemki teknolojik yeterlilik kapsamında kırmızı renkli ay yıldız(!) bulunan ve 32 sahifeden oluşan, içerisinde askerlik yoklaması ve askerlik hizmetiyle ilgili bölümler, yer değiştirme ve medeni halindeki değişikliklerinde bulunduğu nüfus cüzdanı, 1976 yılında yürürlüğe giren tek yapraklı cüzdanla beraber 1991 yılına kadar kullanıldı. 1991 yılında sonra yürürlükten kaldırıldı.

29 Ekim 2000 tarihinde bilgisayar ortamında tutulan nüfus kütükleriyle eşleştirme yapılarak 2001 yılında nüfus cüzdanına T.C. kimlik numarası yazıldı.

Günümüzde kullanılmakta olan T.C. kimlik numaralı nüfus cüzdanı yerine yakın bir gelecekte cipli olan kimlik kartı kullanılmaya başlanacak. Bununla ilgili basında çıkan haberlere örnek:

15 Temmuz 2021 tarihli Milliyet Gazetesi’nde son dakika haberi olarak:

Kimliklerde yeni dönem! Ve değişiyor…

İçişleri Bakanı; Elektronik Kimlik Doğrulama Sistemi’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatılan 21. Yüzyıl yolculuğunun önemli dijital dönüşüm projelerinden birisi olacağını belirterek, “gündelik hayatımıza doğrudan katkı yapacaktır. Bu proje, yaşanan pek çok mağduriyetin, dolandırıcılık hadisesinin önüne geçecek olan, hem vatandaşlarımızı hem kurumlarımızı koruyacak olan bir proje olacaktır”.

“Hakkaniyet sağlam bir hale getirilecektir.” ifadelerini kullandı.

Yeni kimlik kartı ve parmak iziyle kimlik doğrulamanın gerçekleştirileceğini söyleyen İç İşleri Bakanı, usulsüzlüklerin de önüne geçileceğini vurgulayıp uygulama kapsamında 65,4 milyon kimlik kartı, 12,4 milyon sürücü belgesi ile 5,7 milyon pasaportun teslim edildiğini bildirdi.

Yeni nesil kimlik kartlarına ehliyetlerinde aktarılabildiğini de belirten İç İşleri Bakanı, 18 Eylül 2020’de başlayan  proje kapsamında 1 milyon 563 bin kişinin sürücü belgesini kimlik kartına yüklediğini dile getirdi. Yerli ve milli kaynaklarla oluşturulan Biyometrik Veri Sistemi’ne de değinen İç İşleri Bakanı, bu konuda Türkiye’nin dünyadaki 7 ülkeden birisi olduğunu kaydetti.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşları olarak bayrağımıza tüm benliğimiz ve kalbimizle bağlıyız. Bu konuda bazı insanlar bunun ırkçılık, gereksiz ölçüde milliyetçilik olduğunu savunur. Bu düşüncede olan insanlara; 

“Olması gereken de bu değil mi? Her millet bayrağını elbette diğer bayraklarda üstün tutmalıdır”. Cevabı verilmeli.

Söz konusu Türkiye ve Türk Bayrağı ise; bayrağımıza mazide olduğu gibi bugün ve atide de saygı duyacağız ve gururlanacağız.

T.C. NÜFUS CÜZDANINDAN T.C. KİMLİK KARTINA GEÇİLİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER:

- T.C. Kimlik Kartında Türk Bayrağı amblemi olmalıdır.

- Türk Bayrağı; turkuaz üzerine kırmızı değildir.

,Ve fakat kimlik kartı üzerinde olan ve gözlerden kaçan hilâl ve yıldız renklerinin yanlışlığı!!!

T.C. Kimlik Kartı sanki bize ait değil, başka bir ülkenin kimlik kartına benziyor.

- Kullanılmakta olan ve gözlerden kaçan “T.C. Kimlik Kartı üzerinde kırmızı renkli Hilâl ve Yıldız ”  BÜYÜK YANLIŞ.

-  T.C. Kimlik kartımızda mutlaka milli bayrağımız, Türk Bayrağı olmalı.

- T.C. Bayrağımız ve T.C. Kimlik Kartı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin; namus-şeref, haysiyet ve onurudur.

- Hakkaniyetin sağlam hale getirilmesi kimliğimiz üzerinde duran yanlıştan dönülmesi ile sağlanır.

 

KAYNAKÇA.

1- “ Osmanlı’dan günümüze Türkiye’nin Kimlik Kartları”. Hürriyet. Anadolu Ajansı. 6 Mart 2016.

Erişim tarihi: 16 Eylül 2016

2- 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu. T.C. Resmî Gazete, 11343. 28 Şubat 1963

3- “ 1587 Sayılı Nüfus Kanunu. T.C. Resmî Gazete, 14189. 16 Mayıs 1972” !7 Nisan 2016 tarihinde kaynağından (PDF)arşivlendi. Erişim tarihi: 14 Nisan 2020.

4- http://www.milliyet.com.tr/gecmisten-gunumuze-nufus-cuzdanlari-kayseri-yerelhaber-453747/

5- http://www.ekds.gov.tr/tckk/kimlikkarti

6- T.C. İçiişeri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü (7eylül 2015) "TÜRKİYE CUMHURİYETİ KİMLİK KARTI PROJESİ 6 Mayıs 2016 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Eylül 2016

7- 6661 Sayılı Askerlik Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. T.C. Resmî Gazete, 29606, 27 Ocak 2016, Madde 10

8- “Sık Sorulan Sorular- NVI" randevu.nvi.gov.tr . 20 Temmuz 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 16 Ocak 2020

    NVI”. randevu.nvi.gov.tr. 20 Temmuz 2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi:            16 Ocak 2020.

                                                                           

                                                                                                                                               31 Temmuz 2021     

                                                    KULELİ ASKERİ LİSESİ    

            31 Temmuz 2016 tarihinde OHAL kapsamında KHK ile kapatılan “ ülkemiz genelindeki bütün Askerî Liseler kapatılması!” Kuleli Askerî Lisesi!; akademik hayatıma başladığım T.C. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Bölümü’nde “Geleneksel Türk Sanat Müziği Dersi“ öğrencilerim ile gerçekleştirdiğim ve heyecanımın tavan yaptığı en önemli konserlerimin başında gelir. Konser anı atmosferinde olan bitenleri anlatmadan önce Kuleli Askerî Lisesi hakkında bilgi sunmak istiyorum.

         1845 yılında “Mekteb-i Fünun-ı İdadiye” adı ile kuruldu ve adı 1925 yılında “Kuleli Askerî Lisesi” olarak değiştirildi.

          Türk Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde; ordumuza donanımlı subay kazandıran Kuleli Askerî Lisesi’nde okuyan ve mezun olduktan sonra katıldıkları savaşlarda büyük başarı kazanan, subay-komutan, bilim insanı, yazar, şair ve siyasi hayatımızda lider olan birçok değerli isim vardır.

Kuleli Askerî Lisesi mezunu olarak tarihimize ışık tutan isimlerden bazıları hakkında bilgi vermek istiyorum.

Gazi Osman Paşa
Fevzi Çakmak
Kazım Karabekir
Hulusi Behçet
Ragıp Gümüşpala
Cemal Gürsel
Alparslan Türkeş
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Bekir Sıtkı Erdoğan
Aziz Nesin
Cengiz Topel
Edip Başer

 

GAZİ OSMAN PAŞA (D:1 Ocak 1832- Öl:5 Nisan 1900)

Osman Nuri Paşa; Tokat İli doğumludur, İstanbul’da vefat etmiştir, mezarı kendi adı ile bilinen semtteki türbesindedir. Türk Osmanlı Devleti Ordusu’ndaki yaptığı askerli görevi boyunca birçok savaşa katılmış ve başarılı sonuçlar almıştır.

93. Harbi (1877-1878) olarak bilinen”Türk Osmanlı-Rus Savaşı” Plevne Muharebeleri(18 temmuz 1877-10 aralık 1877) ndeki 145 gün süren savunmadaki üstün başarısından dolayı Sultan II. Abdülhamid tarafından “GAZİ” unvanı verilmiş ve günümüzde Gazi Osman Paşa  tanınır. Sinop Baskını, Çernaya Nehri Muharebesi ve Lofça Muharebeleri’n de üstün başarı göstermiştir.

 Prof. Dr. HULUSİ BEHÇET (D:20 Şubat 1889-Öl: 8 Mart 1948)

        İstanbul’da doğmuştur. Kuleli Askerî Lisesi’nden sonra 1910 yılında İstanbul Üniversitesi Gülhane Askerî Tıp Akademisi’ni bitirmiştir. 1914-1918 yılları arasında önce Kırklareli Askeri Hastanesi başhekim muavini olarak görev yapmış, daha sonra Edirne Askerî Hastanesi’nde dermatoloji uzmanı olarak çalışmıştır. 1933 yılında İstanbul Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniğini kurdu, Prof unvanı aldı. 1939 yılında ise Ordinaryüs Prof unvanı aldı. (Prof unvanı alan ilk Türk hekimdir.)

Budapeşte ve Berlin’de ihtisas çalışmalarını sürdürmüştür. Prof. Dr. Hulusi Behçet’in dünyaca tanınmasını sağlayan hastalık ise şüphesiz kendi adı ile bilinen “Behçet Hastalığı”dır.

de önemli Türk Bilim insanı Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet ‘e “ölümünden 27 yıl sonra” TÜBİTAK Hizmet Ödülü” verilmiştir.

          ALPARSLAN TÜRKEŞ (D: 25 Kasım 1917-Öl: 4 Nisan 1997)

Ali Arslan doğum adı ile Kıbrıs Lefkoşa’da doğmuştur. İlk ve orta Okul Eğitimi sırasında “Türklük ve Türkçülük şuuruyla donanmış ve hocalarından Osman Zeki Bey tarafından adı “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek, “Alparslan” olarak değiştirilmiştir.

Ailesinin 1933 yılında İstanbul’a göç etmesiyle Kuleli Askerî Lisesi’ne kaydolan Alparslan Türkeş pekiyi ile mezun oldu, asteğmen olarak göreve başladı. 1938 yılında Harbiye’den mezun oldu.

1944 de “Turancılık” davasında hüküm giydi. 1945 de beraat etti ve 1947 de ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulu’nda eğitim aldı. 1955 de Harp Akademisi’nden mezun olarak Kurmay Binbaşı oldu.

27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi sonrası Türk Siyasi Dünyası’nda görevler üstlendi.

1965 yılında (CKMP) Genel Başkanı oldu. 1969 yılında ise partinin ismi (MHP) olarak değişti. TBMM ne Adana İli milletvekili oldu. Yazdığı eserlerden örnekler: Temel Görüşler-Türkiye’nin Meseleleri- 9 Işık ve Türkiye- Türk Milliyetçilerinin Zaferi Ülkücülük- 27 Mayıs ve Gerçekler vs).

Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara’da vefat etti.

             Org. Dr. EDİP BAŞER (D: 1942- Öl: 11 Mart 2021)

       










Gaziantep İli Nizip İlçesi’nde 1942 yılında doğdu. Kuleli Askerî Lisesi’nden 1959 yılında mezun oldu. 1961 yılında Kara Harp Okulu, ardından 1963 yılında Piyade Okulu’ndan mezun oldu. 1970 yılına kadar Türk Kara Kuvvetleri’nin çeşitli birimlerinde komutan olarak görevlerde bulundu. 1972 yılında Kara harp Akademisi’ni bitirdi, kurmay subay olarak; NATO Uluslararası Askerî Karargahı’nda, Kara Kuvvetleri Genel Sekreterliği, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı görevlerini üstlenen Edip Başer Paşa; 1986 da Tuğgeneral, 1990 yılında Tümgeneral, 1994 de Korgeneral rütbesiyle ”İstanbul 3. Kolordu ve Batı Garnizon Komutanı” ve 1998 yılında Orgeneral olarak Türk Ordusu’nda üstün görevlerde bulundu. 30 Ağustos 2002 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli oldu.

Türkiye’nin PKK ve Terörle Mücadelesi Koordinatörlüğü görevini de üstlenen Org. Edip Başer; bu görevinden 2007 de ayrıldı.

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi konusunda doktora yaptı. T.C. İstanbul Yeditepe Üniversitesi’nde“ Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi Enstitüsü”n de Başkanı olan Org. Dr. Edip Başer Paşa bu alanda da akademisyen olarak önemli çalışmalara imza attı.       

 11 Mart 2002 tarihinde aramızdan ayrılan değerli Org. Dr. Edip Başer Paşa’yı tanımaktan çok mutluyum.

T.C. İstanbul Yeditepe Üniversitesi akademik kadrosunda “2007-2019 yılları” önce;

- Eğitim Bilimleri Enstitüsü Pedagojik Formasyon Programı Müzik Öğretmenliği Bölümü,

- Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde akademisyen ve koordinatör olarak görev yaptığım süre zarfında öğrencilerim ile düzenlemiş olduğum bütün sanatsal aktivitelere katılan değerli Org. Dr. Edip Başer Hocam’ı saygı ile yad ediyorum. Allah; ruhunu şad ve mekanını cennet eylesin inşallah.

 Şimdi Kuleli Askerî Lisesi’nde verdiğim konser öncesi ve konser atmosferini tekrar yaşama zamanı.

Günler öncesinden hazırlamış olduğum konser repertuvarı çalışmasını bölümde vermiş olduğum” haftada bir gün” dersten sonra, konser salonunun boş olduğu saatler içinde öğrencilerimle huşu içinde yapıyordum.

Konser günü, öğleye doğru, Atatürk Eğitim Fakültesi Dekanlığı tarafından tahsis edilen üniversitemiz otobüsü ile boğazdaki o muhteşem okula doğru yola çıktık.

Kuleli Askerî Lisesi’ne geldiğimizde açılan kapılardan geçerek konser salonuna ulaştık. Daha önceden yapmış olduğum sahne düzenlemesi sayesinde çok rahat bir biçimde prova çalışmasını yaptık ve dinlenmeye çekildik.

Lise içerisinde var olan müthiş çoşku beni ve öğrencilerimi öylesine etkiledi ki anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır.  Tertemiz bir ortam, kapalı devre radyo yayını ”marşlar, türküler, şarkılar” eşliğinde lise komutanı ile tanışma merasiminden sonra salona geçtik. Artık vakit gelmişti.

Kuliste bizler salona çıkmadan önce son hazırlıklarımızı yaparken güçlü bir dikkat sesi ile kısa bir sessizliğin ardından uygun adımlarla salon bir anda doldu. Muazzam bir disiplin ve düzen sonrası sanat ve sanatçıya gösterilen saygı ve sevgi; bizleri motife etti.

Tekrar güçlü bir dikkat ikazından sonra okul komutanı salona girerken güm diye bir ses ve hazır ola geçiş. Aman Allah’ım görülmeye değer bir saygı gösterisi.

Öğrencilerimin sahne alışları, gösterdikleri sahne terbiyesi ve uyumları sonrası benim sahneye çıkışım ile muazzam bir alkış tufanı ile selamlaşma seremonisi sonrası kısa sessizlik ve ilk eser icrası.

Repertuvarda müziğimizin her formundan (şarkı- türkü- marş) eserlerin bulunması ve genelde sevilen bilinen şarkı, türkü ve marşlara lise öğrencilerinin katılımı sayesinde salonda oluşan birliktelik çok ama çok güzeldi.

Konserimiz bittiğinde tekrar büyük bir alkış tufanı koptu.

 Kuleli Askerî Lisesi’nde okuyan vatan evlatları ve geleceğin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarını sevgi ve özlemle yad ediyorum.

VAR OLSUN LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ 

      VAR OLSUN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ

            VAR OLSUN KULELİ ASKERî LİSESİ

                                                                                                       24 Eylül 2021 Cuma

Lisans Eğitimi Yıllarımdan,

Türk Müziği sahne hayatının gelmiş geçmiş en büyük ismi şüphesiz Zeki Müren.

24 Eylül 1996 yılında fani hayattan ebedi hayata göçen merhum Zeki Müren’in bugün 25.sene-i devriyesi. Allah makamını cennet eylesin inşallah.

Her fani gibi benim de hayatımda yaşadığım önemli anlar var ve yaşadığım on anlar için Rabbime şükürler ediyorum! Lisans eğitimim sırasında yaşadığım önemli hatıralarımı zaman zaman kaleme alıyorum. Bugün de Zeki Müren’in ebediyete göçüşü bu yazıya vesile oldu.

Basınımızda “Paşa- Sanat Güneşimiz” unvanları ile anılan Zeki Müren’in yaşamımdaki yeri şöyle:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin kuruluşundan 52 yıl sonra İstanbul’da 1975-1976 Akademik Yılı Eğitim-Öğretim hayatına başlayan “Türk Musıkisi Devlet Konservatuvarı”nın “Temel Bilimler TSM Bölümü” ilk öğrencilerinden biri olmanın hazzı ve mutluluğunu yaşadığım öğrencilik yıllarım.

Okulum İstanbul’un en havalı semtlerinden olan Nişantaşı’nda idi. Ben ve arkadaşlarım derslerimizden arda kalan zamanlarda, genellikle yemek saatlerinde Teşvikiye/ Nişantaşı caddesinde volta-hava atmakla geçiyordu. Genellikle bahar aylarında bir başka olurdu bu cadde; 20li yaşlarda olmanın mutluluğu ve haşarılığı içinde günümüzü gün ediyor, eğleniyorduk.

Yine böyle günlerden birinde idik, caddede bir oraya bir buraya volta atıyorduk ki yanımıza “nefes nefese koşarak” gelen sınıftan bir arkadaşımızın… “nerdesiniz yahu, sizi aramaktan canım çıktı, hemen okula gidiyoruz. Muzaffer Özpınar’a isimlerinizi verdik, adam sizi bekliyor” dedi.

Şaşırdık tabii, meğer gelen adam Zeki Müren’nin maestrosu’ymuş ve Zeki Bey; iki erkek iki kız öğrenci istemiş. Yenikapı Gar Gazinosu’nda programa başlayacakmış, vokale ihtiyaç duymuş.

Yolda bunları konuşurken tamburi olduğunu öğrendiğimiz Muzaffer Özpınar’ın yanına gittik. Bize “Zeki Müren’in vokalisti olmak ister misiniz? “ diye sorunca inanın nutkum tutuldu ve evet, evet isteriz dedik. Sonra iki kız arkadaş daha yanımıza geldi ve Muzaffer Bey bizi Beyoğlu’na götürdü; marka bir giyim mağazasında sahnede giyeceğimiz kostümleri aldık ve doğruca gazinonun yolunu tuttuk. Aksaray’ın denize doğru kısmında bulunan Yenikapı Gar Gazinosu’nun kapısından geçip sahneye doğru yürüdüğümüzde ne görelim. Zeki Müren sahnede prova yapıyordu. O anları şimdi bir kez daha yaşıyorum ve inanın heyecan içindeyim.

Bizi sevgi ve muhabbetle karşılayıp her birimizi öptü ve konuşmasının bitiminde bizimle provaya başladı. Nihavent bir eserdi.

Üç gün sonra bir pazar gecesi Zeki Müren’in arkasında sahnede idik. Muazzam bir gece idi, müthiş saygı, sevgi, alkış tufanı ve ışıklar altında kendimizden geçmiştik.

Günler günleri, haftalar haftaları, aylar ayları kovaladı ve program sona ermişti. Zeki Bey bizleri sevgi ile uğurlarken yapmış olduğu nasihatleri “MELİH ACAR adıyla” İstanbul’daki sahne hayatımda hep ışık olmuştur.

Vefatının 25. sene-i devriyesinde müziğimizin büyük yorumcusu merhum ZEKİ MÜREN’e;

Allah; gani gani rahmet eylesin. Ruhu şad ve mekanı cennet olsun inşallah.

Saygı ve minnetle yad ediyorum.

Takım halinde yarışılan branşlarda madalya almak Türkiye'yi Olimpiyatlar'da üst sıralara taşıyabilecek olmasından ötürü Türk Kadın A Millî Takımımız'ın performansı önem arz ediyor. Maalesef İtalya'ya karşı mağlup olduktan sonra bugün (29 Temmuz 2021 Perşembe) ABD karşısında yaptığımız müthiş mücadeleyi setlerde 2-0 geriden gelip 2-2 eşitliği yakaladıktan sonra tie break'te 15-12 sonucu ile kaybettik.

Olimpiyatlar'da Türk sporcuların mücadelesini ve dalgalanan güzel bayrak Türk Bayrağı'nı görmek çok güzel.

T.C. Yeditepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Pedagojik Formasyon Orta Öğretim Müzik Öğretmenliği Programı Dönem Sonu Etkinliği Org. Dr. Edip Başer

Emin Çölaşan ve “yazarlarından imzalı 6249 kitap” hakkında.

 

 Türkiye’nin yazılı basınında önde gelen yazarlarından biri şüphesiz Emin Çölaşan (14. Mart.1942) dır.

Lise ve üniversite yaşamımda ağırlıklı olarak okuduğum birkaç yazardan birisidir Emin Çölaşan Bey.

Hele hele seksen öncesi ülkemizde yaşanan ve genellikle de büyük şehirlerde baş gösteren kalkışmalarda neler diyecek diye gazete almaya koştuğumu hatırlarım.

Sadece ülkemiz ile ilgili olmayıp dünyadan haberlerle bizleri aydınlatan korkusuz yazarlarımızdandır o. Basın özgürlüğünün yanında insana verdiği değerler ile çok ayrıcalıklı meziyetlere sahip bir yazarımızdır.

Saygıyı her zaman ön planda tutan ve ayrıcalıklı davranışları ile gönüllerde taht kurmuştur.

08.08.2021 Pazar günü Sözcü Gazetesi’ndeki köşe yazısı başlığı şöyle idi.

“YAZARLARINDAN İMZALI 6249 KİTAP”.

Okudukça duygulandım, gururlandım ve içim sevinçle doldu. Evet dediği gibi Emin Bey tarafından arandım. Telefonda onunla konuşmak beni farklı bir atmosfere taşıdı. Nasıl taşımasın ki; Türkiye’nin en önemli yazarlarından biri olan Emin Çölaşan tarafından aranmak herkese nasip olmaz.

Müzik Terapisi Ders Notları adlı kitabım; T.C. Başkent Üniversitesi’nin kütüphanesinde öğrenciler başta olmak üzere okuyucularla buluşacak.

Emin Çölaşan Bey’e bu vesile ile sonsuz teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Sağlık, huzur, mutluluk dolu nice güzel günleri yaşaması dileklerimle.


                                                                                                                                   17 08 2021 Pazartesi

 

Pazar günü Türkiye saati ile 10:25’de sahaya çıkan “Filenin Sultanları”” son olimpiyat şampiyonu Çin’i set vermeden 3-0 yenerek, tarihi bir başarıya imza attı. Türk Kadın A Millî Voleybol Takımımız’a tebrikler.

Sırada İtalya var.

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler ve geleceğimizin teminatı Türk Gençliği.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, askerlerimiz ve milletimizin üstün gayretleri ile kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bugün içinde bulunduğu durum vatan sevgisiyle atan yürekleri derinden üzmekte ve yaralamaktadır.

Kuruluşunun 100. yılını kutlamaya ramak kaldığı gazi ülkemizin; içine düşürüldüğü ve sorunlu geçen yirmi yılda problemlerin başında hiç şüphe yok ki iktidarda bulunan siyasi yönetim var.

Liyakatsiz ellerde milletimizin üstüne kara bulut gibi çöken siyasi ve ekonomik problemler nedeniyle; işsizlik ve buna bağlı olarak intihar vakaları her gün yaşanır oldu.

Eğitimimiz üzerinde de bin bir türlü sorun var ve yapılan bütün çabalara rağmen bu sorunlar azalacağına giderek artıyor.

Bir milleti ayakta tutan en önemli unsurlardan biri hiç şüphe yok ki müziğidir. Söz konusu Türkiye ise durum daha da bir önem kazanır. Tarihimize baktığımızda Türk Müziği’nin; günlük yaşamın her anında var olduğunu görür ve mutlu oluruz.

Konu müzik olunca; durum değişiyor ve detaylı irdelemek gereği doğuyor tabii ki.

Nasıl olmasın ki? Doğumdan önce hayatımıza giren ve hayatımız boyunca her an bizimle olan çok önemli bir olgu söz konusu. Çünkü;

·         Müzik ruhun gıdasıdır,

·         Müzik ruhun eğitiminde başvurulabilecek en etkili olgudur,

·         Eğitim müzik ile başlamalıdır,

·         Hayat sıkıntı ve ıstırap verirse sükunet müzikte aranır,

·         Bir milleti tutsak-esir almak isterseniz o milletin müziğini bozunuz,

Yukarıdaki sözlerin birey ve toplum hayatındaki önemi yüzyıllar öncesinden fark edildi ve günümüzdeki yansımalarını görüyoruz..

Biliyoruz ki biz Türkler; tarih boyunca güncel hayatımızın her evresinde müziği kullana geldik. Zira müziğimizin her formunda tarihimizi konu alan ezgiler mevcut.

Kelime anlamı Türklerle ilgili demek olan "Türkî" türkü sözcüğünü sazlarımız (Dombıra sazı Bağlama sazının atasıdır) gibi çok eskilerden beri kullanageliriz.  

Dombıra sazı iki tellidir; Kazak, Özbek, Kırgız ve Orta Asya gibi Türk dünyasında sevilerek icra edilen ortak müzik aletidir.

SSCB zamanında Kazak- Karaçay Çerkez Cumhuriyeti’nin Milli Sanatçısı  Arslanbek Sultanbekov (Doğum 23 Nisan 1965-) Dombıra adlı türkü yaparak Türk Dünyası’nda büyük bir ün kazandı.

Aşağıdaki linke girerek dinleyebilirsiniz değerli dostlar;

https://www.youtube.com/watch?v=yPsUxLLeV1E 

 Göktürk lehçesinde söylenen bu Dombıra adlı olarak bilinen türkü Nogay Marşı'dır. 

28 Aralık 2017



2020 TOKYO OLİMPİYATLARI'NDA KADINLAR BOKSTA
69 KİLO;
"BUSENAZ SÜRMENELi" ADLI
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN "GÜÇLÜ" KIZI;
ALTIN MADALYALI GURURUMUZ.
SENİN İLE TÜRKİYE GURUR DUYUYORUZ, BAŞARILARIN DAİM OLSUN.
"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE".                              7 Ağustos 2021

2021 © mehmetgezer.com Mehmet Gezer Tüm Hakları Saklıdır.

                                                                                                                                         23 Temmuz 2021

      2020 yılının Şubat- Mart aylarında ülkemizde görülmeye başlanan Co-19 virüs salgını nedeniyle her şey allak bullak oldu. Sağlık, siyaset, ekonomi, eğitim ve aklınıza gelen her şey olumsuz bir şekilde hayatımıza girdi ve bizleri sevdiklerimizden ayırdı.

      Eğitimden tutun bütün iş kolları darmadağın oldu. Kapanmalar sonucu iş intiharlara kadar geldi.

      İlkokul, ortaokul, lise eğitimimde folklora ve müziğe olan düşkünlüğüm nedeniyle lisans eğitimim de müzik üzerine oldu.

      Ülkemizde (ilk defa) 1975-76 Yılı Bahar Dönemi ile Eğitim-Öğretim hayatına başlayan Türk Müziği Devlet Konservatuvarı (günümüzde İTÜTMDK)n da öğrencisi olmanın haklı gururunu yaşıyorum.

      Türk müziği başta olmak üzere Tarih, Edebiyat, Folklor, Enstrüman Bilgisi, Batı müziği dallarında ülkemizin en değerli ve önde gelen hocalarından feyz aldım.

      Günümüzde yaşanan en önemli sıkıntılardan birinin de Müzik Endüstrisi’nde var olan sorunlara bir de salgın nedeniyle kapanmaların getirilmiş olması müzisyenlerin (aç kalmalarına, ailevi sorunların artmasına, sazlarını satmalarına vb) feryatlarına dönüştü.

     Hal böyle olunca da müziğin sadece bir iş kolu değil aynı zamanda; toplum sağlığı ile yakından ilgili olduğu bir kez daha gün yüzüne bu vesile ile çıkmış oldu.

     Türk kültür tarihinde müzik; geçmişten günümüze toplum yaşamımızın vazgeçilmez unsurlarından biri olageldi ve bu sav su götürmez bir biçimde gerçek. Öyle ki yaşamımızın her evresinde “büyüsel-dinsel-askeri-eğlence amaçlı kullanıldı.

    Müzik bireyin, aile ve toplum yaşamında; ritmik, sağlıklı, özgüvenli, disiplinli, başarılı ve mutlu olmasını sağlar. Dolayısı ile toplumları oluşturan bireylerin söz konusu edilen olgulara sahip olmaları; içinde yaşadıkları topluma pozitif katkı yapar. Bu söylediklerimi şöyle formalize edebilirim:

Hayat= (Ritim + Disiplin+ Başarı+ Özgüven+ Huzur+ Mutluluk+ Sosyal Yaşam) = Sağlık

SAĞLIK = RİTİM = MÜZİK = HAYAT

Müzik için söylenen sözler:

Hayatta müziğe ihtiyaç yoktur; çünkü hayatın kendisi müziktir. (Gazi Mustafa Kemal Atatürk).
Müzik ruhun gıdasıdır. Hayat; ıstırap ve keder verirse sükuneti müzikte arayınız. (Konfüçyüs).
Eğitim; müzikle başlamalıdır. Ritim öğesi; bireye düzen-ölçü- disiplin, Ezgi öğesi; sevgi, yiğitlik ve dostluk duyguları verir. (Platon).

 

Milletimizin günlük yaşamında; sağlık, ekonomik, sosyal ve eğitim alanlarında karşı karşıya kaldığı sorunların üstesinden gelebilmesi için psikolojik anlamda güçlü olması gerekli.

2020 yılında Akademik Kitaplar Yayınevi tarafından piyasaya çıkan “ Müzik Terapisi -Ders Notları” adlı kitabımda sağlığımız ve müzik konusu teferruatlı bir biçimde ele alınmıştır.

                 Sağlıklı bir gelecek için sağlıklı müzik dinlemeliyiz.

   Sağlık ve huzur dolu günler görebilmek ümidiyle,

                                                       

                                       NUTUK

 

Günümüz Türkiye’sinde öylesine çok sıkıntılı problemler görüyor ve yaşıyoruz ki; sonda söylemek istediklerimi başta yazmak ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

 Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş tarihini ve Türk Milleti’nin tutsaklıktan kurtuluşunun öyküsünü öğrenmek için Atamızın yazdığı Nutuk herkes tarafından itinalı bir biçimde "defalarca" okunmalıdır ki günümüzde yaşadığımız ve pek farkına varılmayan nemelazımcı anlayış ve boş vermiş, kişiliksiz bir millet görünümünden çıkalım.

 

Tarih şunu biz Türk Milleti’ne net bir şekilde gösteriyor:

 

 “Tarihini, hele yakın tarihini bilmeyen milletler başka milletlerin tutsağı olur ve tarihten silinir.”

 

 Nutuk; Türkiye’de 1919 yılından sonra gerçekleşen kurtuluşun ve büyük değişimin öyküsüdür.

 

19 Eylül 1921 tarihinde Millet Meclisi tarafından Gazi ve Mareşal unvanı verilen devletimizin kurucusu “GAZİ MUSTAFA KEMAL” 15 / 20 Eylül 1927 tarihinde T.B.M.M. büyük salonunda yapılan Halk Fırkasının ikinci kurultayında altı gün süren konuşmasını yaptı ki bu konuşma tarihimizde Nutuk adı ile bilinir.

 

 Nutuk; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve emperyalist güçler tarafından tutsaklığa sürüklenmek istenen Türk Milleti’nin kurtuluşunun ve toplumsal yapısının 1919 yılından 1927 yılına kadar aşama aşama gerçekleştirilen gelişme hareketinin tarihsel belgesi niteliğindedir ve Gazi Mustafa Kemal’in hayatından en önemli bir bölümü içerir. Diğer bir ifade ile Nutuk; geçmişin acı deneyimlerine göre, gelecekte izlenmesi gereken çağdaş-uygarlık yoluna ışık tutar. Bu yol, akılcılık ve bilim yoludur.

 

Yakın bir gelecekte 2021-2022 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Dönemi başlayacak. Günümüzün eğitim problemlerinin başında, isminde “milli” kelimesi yer almasına karşın Milli Eğitim Bakanlığı’nın programlarında bir türlü milli bir anlayış içerisinde eğitim gerçekleşmemiş ve gerçekleşmiyor oluşu var.

 

Kanaatime göre yaşamakta olduğumuz eğitim, sağlık, kültür, ekonomi, siyaset ve sosyal alanlarda problemlerimizin temelinde vatan, millet, bayrak, tarih şuuruna uygun Türk Milleti görüntüsünden uzak “rüzgârın önünde savurulan kuru bir yaprak misali” bir insan topluluğu gibiyiz.

 

Bunları söylemek yılların akademisyeni olarak beni derinden yaralıyor ve fakat görünen köy de kılavuz istemiyor!

 

Eylül ayında başlayacak olan ilk ve orta eğitim kurumlarımızda; sağlıklı, disiplinli, başarılı, özgüvenli, dünü-bugünü ve yarınını bilen ve öngören, ayakları yere sağlam basan Türk Tarih ve Kültür şuurunu belleklerine nakşeden Türk Gençliği yetiştirilmelidir.

 

Yukarıda söylediklerimin gerçekleşebilmesi için kanaatime göre Atamızın yazdığı tarihsel bir belge görünüşünde olan büyük nutku her evde bulundurulmalı ve kitaplıklarımızın en baş rafında olmalıdır. Olmalıdır ki önce anne-baba aile fertleri olarak yakın Türkiye Cumhuriyeti tarihini iyi bilmeliyiz. Kısaca Nutuk “Söylev” ile benliğimizi doğrulardan yana zenginleştirmeliyiz ki bizim üzerimizde oynanan tüm olumsuzlukları bertaraf edebilelim.

 

Nutuk; Türk yurdunu, Türk Milleti’ni ve Türk Devrimi’ni gelecekte olabilecek tehlikelerden korumakla görevli Türk Gençliği ve yeni kuşaklar için vazgeçilmezdir. Onsuz olunmaz bir koşuldur. İlk, orta ve liseli öğrencilerimizin öğretmenleri tarafından “vatanperver-Atatürk yolunda” yetiştirilmeleri için önce öğretmenlerimizin Nutuk üzerinde derinlemesine inceme yapmış olmaları gerekir.

 

Türkiye’de aydın birey; eğitimsel, ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki ilişkilere ve özellikle Türk Osmanlı Devleti’nin çöküş ve yeni Türk Devleti’nin kuruluş dönemindeki tarihsel olaylara ilgisiz kalmayan, bütün önyargılardan arınıp söz konusu olayları müspet akıl süzgecinden geçiren ve değerlendiren bireydir. 

 

 Nutuk’ un bütün ülkede ve özlenen ölçüde yeterince okunmamasının birçok nedeni vardır. En önemli nedeni yazım dilinin Osmanlıca olmasıdır.

 

“Türk Tarih Enstitüsü 1950 yılında dilde sadeleşmeye gitmiş ve fakat yeterli olmamıştır.” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin planlı kalkınma programına geçtiği 1963 yılına kadar dil problemi süregelmiştir. Çeşitli zaman dilimlerinde, farklı kurumlarca dil üzerinde sadeleştirme çalışmaları hep olagelmiştir.

 

Yeni Türk harflerinin 1 Kasım 1928 tarihindeki kabulünden sonra Nutuk;

 

-          1919/1920 olayları  -  birinci cilt,

 

-          1920/1927 olayları  -  ikinci cilt,

 

-          Belgeler                     -  üçüncü cilt,

 

olmak üzere 1934 yılında basılmıştır.

 

Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Türk Devrim Tarihi Enstitüsü tarafından 1950-1952 yıllarında ilk kez yayınlanmıştır.

 

Atatürk’ün kurmuş olduğu Türk Dil Kurumu’nca 1963-1964 yıllarında günümüzün Türkçesine çevrilmiş olarak yayınlanmıştır.

 

Nutuk; Dr. Birol Emil ve Metin Hazer tarafından 1975’te az çok sadeleştirilmiş, Kültür Bakanlığı’nca iki cilt halinde yayınlanmıştır. (Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü akademik kadrosunda görev yaptığım [1982-2002] zaman diliminde Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olan Prof. Dr. Sayın Birol Emil Hocam’a saygı ve şükranlarımı sunuyorum).

 

 Dünya insanlığının yaşamakta olduğu irili ufaklı öylesine çok problemi var ki içinden çıkılması mümkünsüzmüşçesine çaresiz hissetmemize neden olabiliyor.

 

Tarih şuuru ve bilinci ile gününü pozitif yönde değerlendiren sağlıklı Türk Gençliğinin oluşturacağı ve yakın geleceğin güçlü Türkiye’sinde buluşabilmek ümit ve temennisiyle.

 

                                                                                                                                           9.Ağustos.2021