Geride kalan son 2 günden kareler 24 Ağustos 2017- Perşembe

Edirne-II.Sultan Bayezid Külliyesi ve Darüşşifası'na yapılan gezi esnasında sunulan bilgilendirme programını takip ederken

26.Temmuz.2017

Saat 20.15

                                                                                                   YER6

Web sayfamı hazırlamaya beni ikna eden ve bu sayfanın sizlere ulaşmasını sağlayan tek kişi oğlum Bahadır. Onun sayesinde kenarda köşede duran; 1982 den bugüne kadar yapmış olduğum tüm çalışmalarım olmasa da çoğunluğunu derleyerek sizlere sunma imkanına kavuştum.

Yaşantım boyunca beni en çok etkileyen ve hayatımı yoluna koymam lazım geldiğini yaşadığım ve hiçbir zaman unutamayacağım bir olayı burada yazmak, sizlerle paylaşmak istiyorum. İstiyorum çünkü zorluklar karşısında mücadele etmenin ve para kazanmanın ne demek olduğunu işte o zaman anladım!!! Ne zaman anladın dediğinizi duyar gibiyim. Söyleyeyim…

Lise çağlarında, tabiri caiz ise  har vurup harman savurduğum, nerde akşam orta sabah tarzı yaşama olanca hızıyla kendimi kaptırmıştım. Diyebilirim ki yaşım gereği hayatımın en hızlı dönemindeydim. Kimseye hesap vermeyen bir yapıdaydım; burnumdan kıl aldırmıyordum.

Haa söylemeyi unuttum. İki kız iki erkek çocuğu olan ve ailesini geçindirmek için yeraltında çalışan bir babanın üç numaralı çocuğuyum.

Doğup büyüdüğüm yer Anadolu’ nun iç kısımlarında ve tarımın hüküm sürdüğü bir bölgesiydi. Kaplıcaları ile ünlü olan bu şehrin bir diğer zenginliği ise linyit ve bor bakımından ülkemiz ekonomisine yaptığı önemli katkı idi.

Babam söz konusu şehrin küçük yerleşim yerinde bulunan linyit madeninde ve yeraltında çalışıyordu.

Sabır insan olmanın en önemli meziyeti, buna bütün kalbimle inanırım, bugünde yaşamıma nakşetmeye çalışırım. Tabii sabır iyi de nereye kadar sabır gösterebilir ki bir insan? Hele bu insan; dört çocuklu ve ailesinin geçimini yeraltında gündüz-paşa-serseri adları ile bilinen ve üç vardiye çalışan bir baba ise.

Günlerden bir gün yatağımda yatarken annem yanıma gelerek bana;

-          Mehmet oğlum hadi kalk baban seni çağırıyor kahvaltıya diye seslendi o nazik ve yumuşak ses tonuyla.

-          Kalktım tabii ama bir taraftan da  ‘Allah Allah… Sabah sabah babam niye çağırıyor ki beni?’ diye düşünmeden edemiyorum.

-          Kahvaltıya başladık birlikte ama aklım hep orda. Niye kaldırdı acaba?

-          Babam hiçbir şey söylemedi. Zaten çok düşünen ve az konuşan bir yapıya sahipti.

-          Kendi kendimi rahatlatmaya çalışırken babamın sesini duydum!

-          “Mehmet oğlum hazırlan işe gidiyoruz” demez mi! Aklım başımdan gitti sanki o an.  Ne işi, hangi iş, nerde, kim bulmuş gibi şaşkın bir vaziyette babamın yüzüne baktım ve

-          Hayırdır baba, ne işi nerden çıktı bu şimdi sabah sabah diye sormamla birlikte aldığım cevapla tam manasıyla dumura uğradım.

-          Benimle beraber 6 numaraya, yeraltına geliyorsun demesin mi?

-          Bu durumda itiraz etme hakkımın olmadığını fark ederek hemen giyindim ve yanlış hatırlamıyorsam saat sabahın 07 siydi. Yürüyerek yarım saatte 6 numaralı ocağın yanında bulunan ve işçilerin kıyafetlerini değiştirip iş kıyafetlerini giydikleri binaya geldik.  Her işçi gibi ben de baretimi, postalımı ve fenerimi alarak ocağın ağzına geldik.

Toplu halde yürümeye başladık.  yer betonla örülmüş ve bir tüneli andırıyordu. Kara yolu tünelini andırıyordu ama ortasında tren yolu vardı. Bazen işçiler küçük bir lokomotifin çektiği vagonlara binerek giderlermiş ama o gün arızalı olduğundan kullanılmamış. Dolayısıyla  1500 metre yürüdük ve ben korkuyordum. Çok ürkmüştüm. 1500 metreden sonra işçiler gruplar halinde farklı yönlere yöneldiler. Duyduğum sesle farklı bir yerde olduğumu kabullendim. Çünkü işçiler birbirlerine sarılıp helallaştıktan sonra kömürü çıkaracakları ayaklara doğru gidiyorlardı.

İşçilerin bazıları ellerindeki kazma ve kürekle çalışıyor, bazıları da komprosörle kömür çıkarmaya çalışıyorlardı. Yerin altında bir gürültü gidiyor, bense bildiğim duaları ediyor ve korkumu yenmeye çalışıyordum ki arkamdan gelen bir sesle irkildim. Aynı mahallede oturduğumuz arkadaşımın babasıydı seslenen… başladık karşılıklı konuşmaya. O elektrikçi idi.

-Mehmet oğlum senin ne işin var burada? Ne oldu,hayırdır?

- Bilmem, babamla geldim.

-yeraltı dedikleri işte burası, hayatta iken yeraltında olmak çok zor be evladım. Ama ne yapacaksın, baban da mecbur ben de. Ailelerimizin geçimi için buradayız hepimiz. Saat 16.00 da inşallah çıkar çoluğumuza, çocuğumuza kavuşuruz. Dedi ve elindeki mataradan biraz su içip yüzünü yıkadı.

 Nasıl bir durumda olduğumu sizlere anlatamam. Yaşım ne başım ne ama Allah sizi inandırsın hayatım gözümün önünden bir filim şeridi gibi akıp geçti. Sağa sola bakıyor ve kömür tozlarını her nefes alışımda içime çekiyordum. Ne kadar süre geçti bilmem, maden başçavuşu olan babamın sesini duydum! Yemek paydosu… Herkes evinden sefertaslarına koyarak getirdiği yemekleri orta bir yerde açtı ve birlikte yemeye başladık.

Yemek paydosundan sonra çalışma tekrar başladı.  Ve nihayet saat 16:00 ya yaklaşırken paydos sesiyle iş bırakıldı.

Yeraltında geçen ilk günün ardından sağ salim eve geldik. Geldik ama bir de bana sorun. Anam bir taraftan ağlıyor, bir taraftan da bana sarılıyordu. Diğer günler akşam olduğunda ele avuca sığmayan ben yorgun bir vaziyette erkenden yatağa girdim. Çok yoruldum herhalde, hemen uyudum.

Sabah annem tekrar seslendi! “Mehmet oğlum hadi kalk kahvaltı yapacağız. Baban seni ünleyo.”

 

Bu durum böyle üç gün sürdü. Üç günde süzülmüştüm. Yüzümde renk kalmadığını söyleyen arkadaşlarımın sayısı bayağı çoktu.

Üç günde hayatımda öyle değişiklikler oldu ki neresinden başlayayım bilmiyorum. O hızlı, burnundan kıl aldırmayan ben ölü bir deniz gibi olmuştum. Sakin ve ağır. En önemlisi de düşünce tarzım ve davranış şeklimin değişmesi olması.

Hani herkesin hayatında yaşadığı ve hiçbir zaman unutmadığı bir olay vardır ya… Kişinin hayatını geleceğini etkileyen… HAYATININ DÖNÜM NOKTASI dediği olay. İşte benim hayatımın, geleceğimin dönüm noktası YERALTINDA GEÇEN  ÜÇ GÜN.

Neler mi kazandım bu üç gün de… Çok şey. En önemlisi ataya-anaya-babaya saygıyı, sonra para kazanmanın ne kadar uğraşı gerektirdiğini, saygıyı, sevgiyi… Beni ben yapan değerlere sahip çıkmayı ve sonunda KENDİM OLMAYI-ÖZGÜVENİMİ VE BAŞARILI OLMAK İÇİN ÇOK ÇALIŞMAK LAZIM GELDİĞİNİ ÖĞRENDİM. LİSANS VE MESLEK HAYATIMDA KENDİMLE VE ÇEVREMLE BARIŞIK OLMAYI VE BUNLARDAN ÖMRÜM OLDUKÇA VAZGEÇMEMEYİ.

İŞTE BENİM HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI…

                                                                                        27.Temmuz.2017 saat.22:57. Altunizade

1976-1980

İletişim/Contact:   mehmetgezer@sesvenefes.com

Atatürk Korosu- Türk Musıkîsi Devlet Konservatuarı -günümüzde İTÜ- önü (1976-1980), Klâsik Türk Müziği Koro Şefi: Ercüment Berker, Türk Halk Müziği Koro Şefi: M. Nida Tüfekçi, Batı Müziği Koro Şefi: Demirhan Altuğ

2005-ABD-Boston

Müzik Terapisi Dinletisi

Günlük Hayattan Kareler:

Oğlum Bahadır Gezer'in İngilizce anadilli tüm ülkelerde basılıp yayınlanan ilk kitabı; "Notes About the Constitution"

​AKADEMİSYENLERDE ÖĞRENCİ

Türk Müziği Devlet Konservatuvarının öğrencisi olma şerefine nail olduktan sonra kendimi Fındıkzade’ de bir erkek öğrenci yurdunda buldum!. Buldum, çünkü memleketimden, benden önce üniversite eğitimi için ayrılan abiler ve arkadaşlarım orada ikamet ediyorlardı.  1976’ya kadar İstanbul’u filmlerde gören ben, tabiri caiz ise sudan çıkmış bir balık misali idim. Birkaç defa okulumun olduğu yere yürüyerek gittim ki İstanbul’u öğrenem !!!

Neyse ufak ufak hem alışmaya ve hem de okumaya başladım. Başladım ama dört çocuklu ve yer altında çalışan bir işçi ailesinin üç numaralısı olarak bu koca İstanbul da ne yer ne içeriz ki?.. Öğrencinin parası çok değerlidir, bunu bilir bunu söylerim yıllardır. O nedenle para kazanmak ve rahat bir eğitim-öğretim hayatımın yanında ayaklarımın yere sağlam basması gerekli olduğunu gözlemledim. Ödünç para alarak bir öğrenci nasıl rahat olabilir ki; öyle ya bir arkadaşından ödünç bir veya taş çatlasa iki kere ödünç alabilir ! Öyle değil mi ama?

Dedim ki içimden:

-          Oğlum Mehmet, çalışmalısın.

-          Tamam çalışmalıyım da nerde?  Derken yolum bazen yemek yediğim Üsküdar’ da ki lokantaya düştü.

Hem yemek yiyorum, hem de “olur mu acaba?” diye kendi kendime konuşurken birden aklıma gelen şu soru ile rahatlar gibi oldum… Ne olursa olsundu artık!!!  Yanıma gelen garsona aklımdaki soruyu yönelttim:

-          Patron nerde abi?

Ve ben işe başladım… Part time.

Sabah okul, öğleden sonra iş.  Haa ne işi yaptığımı söylemedim size! Mutfakta bulaşık yıkama…

İyi tabii, işim var ve cebimde öğrenciye yetecek para da. Daha ne olsun, öyle değil mi?

Yıka yıka bitmez, yıka yıka bitmez arkadaş “bu tabak-çanak-bardakların sonu ne zaman gelecek” diye düşünürken  tam on beş  gün tabak-çanakla akşamı ettim. Çıkışta her akşam yaptığım gibi hoşça kalın, yarın görüşürüz hitabetinin yerine aklımdan geçeni söyleme zamanımın geldiğini düşünerek patrona:

-          Abi benden bu kadar, ben ayrılıyorum, hakkını helal et dedim.

Patron yüzüme şöyle derinden baktı ve

-          Ben de ne kadar dayanacak bakalım, diye kendime hep soruyordum demesin mi?

Yerinden kalkarak müsait bir masaya geçtik ve bana anlatmaya başladı…

-          “Oğlum Mehmet, sen dürüst ve temiz bir gençsin. Sanatçı duruşun ve davranışlarınla senin yerin burası tabak-çanaklar değil”; diyerek

Kendi alanımda çalışmamın daha doğru olacağını söyledi; bana nasihatlerde bulundu. Sonuçta ben işten gönül rahatlığı ile ayrıldım.

Tabii günler günleri aylar ayları, yıllar yılları kovaladı ve ben artık ikinci sınıfta idim. Kendimi ve çevremi geliştirmenin yanında; almış olduğum sanat eğitimine uygun kurumlarla olan iletişimimde pozitif yönde ilerliyordu.

  Günlerden bir gün yakın çevremden şöyle bir teklif aldım! Kendi adımın dışında sahne jargonuna uygun bir isimle mesela “Melih Acar” adıyla sahne çalışmalarında bulunmak. Ve akabinde İstanbul’un  önce Kadıköy tarafındaki kulüp, düğün salonu ve gazinolarında ufak ufak sahne hayatına adım atmış oldum…

   Çok ilginç hatıralarım var bu çalışma hayatımla ilgili; ama beni korkutan bir anım var ki bunu sizle paylaşmak istiyorum.

Küçükyalı denilen semtte bulunan gazino da çalışıyor, gündüzleri de okuluma devam ediyordum. Solist altı tabir edilen sahne sıralamasında icra-i sanat yapıyordum ki gecelerden bir gece sahnede iken yanıma şef geldi ve:

-          “ Melih Bey; balkonda  yüzünü adalara dönmüş şekilde oturan bey sizinle görüşmek istiyor. “ dedi ve görevine döndü.

Seslendirdiğim eserin  akabinde maestroya dönerek Uşşak makamında bir geçiş taksimi yapmasını istedim.

   Aklım fikrim darmadağın oldu desem yeridir. Bir o taraftan, bir bu taraftan bakarak adamın kim olduğunu bulmaya çalışıyorum; ama taksim de bitti bitiyor derken sevilen bir uşşak Semahat Özdenses eserini icraya başladım… HER MEVSİM İÇİMDEN GELİR GEÇERSİN, SEN VEFASIZ SEN HAYIRSIZ BENİ MECNUN EDERSİN. ( Mustafa Keser’ den dinleyelim mi şimdi bu güzel eseri? )

https://www.youtube.com/watch?v=XEort3ZI3Pg

 Sonra da davet aldığım nefis adalar manzarası olan balkondaki davet aldığım masaya doğru yöneldim.  Balkona geldiğimde gördüğüm manzara şu idi: adam hala yerine çakılmışçasına oturuyordu. Birkaç adım daha attım ki…

-          Tepemden aşağı kaynar sular dökülür gibi oldum, yandım Allah diyerek dua etmeye başladım…

Konservatuvar hayatım ve yapmış olduğum o mutlu evliliğim  bir film şeridi gibi oracıkta gözümün önünden geçiverdi!!!

 Nasıl olmasın dı?

Türk Halk Musıkisi’ ne ve folkloruna çok büyük hizmetleri olan ve Türk Musıkisi Devlet Konservatuvarı kurucuları arasında bulunan Mehmet Nida Tüfekçi tek başına oturuyor ve ben ona doğru korkulu ve mahcup bir durumda gidiyordum…

-          Hocam, hoş geldiniz, şeref verdiniz diyerek söze başladım ki…

O bas bariton sesiyle; “ otur, yavvv senin böyle meziyetlerin mi var Mehmet?

"Ne içersin? Nasılsın?” gibi grizgahtan sonra biraz rahatladım! Çünkü beni beğenmişti. Koca bir aferin aldım hocamdam.


-          “ Aferin oğlum, güzel mekanlarda Türk Müziğimizi temsil etmen beni memnun etti, kendini geleceğe hazırlarken hocalarından aldığın feyzler doğrultusunda önce ailene, yakın çevrene, devletine, milletine ve imkan bulduğun takdirde tüm insanlığa faydalı olmak için çalışmalarına devam et. Sormak istediğin bir şey olursa ben dahil tüm hocaların sana destek olacaklarından  emin ol. Yalnız değilsin, senin gibi değerli öğrencilerimizle bizler sadece gurur duyarız. ”

 

Teşekkür ederek elini öptüm ve birlikte masadan kalktık.

 Ertesi gün hem endişeli, hem mutlu ama bir o kadar da düşünceli bir vaziyette konservatuvarın yolunu tuttum. Öğrendim ki hocamın Küçükyalı da yazlığı varmış ve yazları orada bulunurmuş. Yaşadığım o sıkıntılı sahne sonrası edindiğin ne derseniz söyleyeyim.

İnsan hangi işi yapıyorsa o işi en iyi bir şekilde yapmalı. Ailesine, çevresine, milletine, tarihine bağlı kalarak kamil insan olma yolunda yürümeli ve hiçbir zaman sorumluluk duygusunu kaybetmemeli. Diğer bir ifade ile dürüstlüğü ve çalışkanlığı kendine şiar edinmeli. Öyle değil mi?

Haksız mıyım?

 

10 Ağustos 2017          Perşembe    23:53              İstanbul/Altunizade            Mehmet Gezer

 

 

2005-ABD-Boston-Franklin'de bir ders 

This site is SSL certified.

Yeditepe Üniversitesi- Müzik Terapisi Dersi

2005-ABD-Boston-MIT'de müzikal bir çalışma sonrası


2005-ABD-Boston-İndependence Hall

2005-ABD-Boston-Governor's House

​2017-2018 © Mehmet Gezer  Tüm Hakları Saklıdır

17 Mayıs 2017 itibariyle

Sevdiğim Şarkılar –Türküler      
                                                                                               

1-Günaydınım, Nar Çiçeğim-Kürdili Hicazkar Makamı.

2-Benzemez Kimse Sana-Bayati Makamı.

3-Bir Kızıl Goncaya Benzer Dudağın-Muhayyer Kürdi Makamı.

4-Hayal Deryasına Ben Bazı Bazı-Hüseyni Makamı.

5-Dilşad Olacak Diye-Hicaz Makamı.

6-İstanbul’da Boğaz İçinde-Hicaz Makamı.

7-Kalamış(Yok Başka Yeri)-Nihavent Makamı.

8-Beni de Alın Koynunuza Hatıralar Hisar Buselik Makamı.

9-Beni Ateşlere Salan-Şehnaz Makamı.

10-Ezelden Aşinanım Ben-Hüseyni Makamı.     

Türküler

1-Kütahya’nın Pınarları-Kütahya

2-Dersini Almışta Ediyor Ezber-Yozgat

3-Benim Sadık Yarim Kara Toprak-Sivas

4-Güzelliğin On Para Etmez-Sivas

5-Hey On Beşli On Beşli-Tokat

6-Çanakkale Türküsü(Çanakkale İçinde Vurdular Beni)-Kastamonu

7-Yemen Türküsü-Muş

8-Atem Tutem Ben Seni-Bitlis

9-Karahisar Kalesi-Afyon

10-Beyaz Giyme Toz Olur-Bolu

Popüler Şarkılar

1-Frank Sinatra-My way, New York New York, Strangers in The Night.

2-Tom Jones-Delilah, Yesterday,You’re My World.

3-Engelbert Humperdinck- Please release me, Take My Heart, Love Me With All Of Your.

4-Elvis Presley- İts now or never, Only You, My Way.

5-Barış Manço- Nane Limon Kabuğu

6-Secaattin Tanyerli- Sevdim Bir Genç Kadını.

7-Dean Martin- Sway

8- Doris Day- Perhaps, perhaps, perhaps

9-Nat King Cole- Quiza’s, quiza’s, quiza’s / Besame Mucho

10-Julıo Iglesıas- Guantanamera, Bamboleo, Nathalie

11- Demis Roussos- Guantanamera

2005-ABD-Boston-Norfolk

Bu site  SSL  sertifikalıdır.